yeni
İstanbul
03 Nisan, 2025, Perşembe
  • DOLAR
    32.30
  • EURO
    35.15
  • ALTIN
    2406.9
  • BIST
    10401.67
  • BTC
    67490.92$

Öldüren can yeleklerinin hesabını kim verecek?

27 Eylül 2017, Çarşamba 22:34
Mülteci akını, insan hayatını hiçe sayan “uyanıkları” yine harekete geçirdi. İzmir’de polis ve zabıtanın bastığı “merdiven altı” atölyede 1.263 adet “sahte can yeleği” ele geçirildi.

Gözaltına alınan sanıklar, “Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu"na muhalefetten tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Bu mu insan hayatına verdiğimiz değer?

Türkiye’de öyle şeyler oluyor ki, anlayabilmek, kavrayabilmek, akıl erdirebilmek, mantık yürütebilmek mümkün değil.

Gelin şimdi “diğerlerini” bir kenara bırakıp, “öldüren” sahte can yelekleri üzerine yoğunlaşalım.

Ülkelerindeki savaştan kaçarak Türkiye’ye gelen sığınmacılar, ilk fırsatta kendilerini Ege’nin karşı kıyısına, Yunanistan’a atmak istiyor. Oradan nereye gidecekleri beli değil ama ilk hareket noktaları bu…

Sığınmacıların tıka basa doldurdukları onlarca şişme bot her gün Ayvalık, Didim ve Bodrum’dan sabahın alaca karanlığında denize açılıyor.

Bazıları hedefe ulaşmayı başarıyor, bazıları da bu “umut yolculuğunda” yaşama veda ediyor.

Bu yolculukta vazgeçilmez iki “enstrüman” var…
Bunlardan biri şişme lastik bot, diğeri de can yeleği…
Ve her ikisi de Türkiye’de “merdiven altı” denilen ilkel atölyelerde üretiliyor.

Önceleri bunlar eldeki stoklardan karşılandı… Sığınmacı sayısının giderek artması üzerine, denizcilik malzemeleri satan dükkanlar talebi karşılamakta zorlanınca, devreye kolay yoldan para kazanma düşüncesinde olan “uyanıklar” girdi.

Su sporlarında kullanılan “kişisel yüzdürücüler” önce Çin’den ithal edilmeye başlandı. Zaman içinde sürüm için daha ucuzları tercih edildi ve kaliteleri giderek düştü, sonunda da Türkiye’deki bazı atölyelerde “üretim” başladı…  

Ne var ki, üretilen bu yelekler, “can kurtarma”dan çok, “can alma” özelliğine sahipti…

İzmir’de birkaç gün önce belediye zabıtası ile polislerin gerçekleştirdiği ortak operasyonda basılan atölyelerde 1.263 adet “sahte” can yeleğine el konuldu.

Aslında bu malzemeye “can yeleği” demek de doğru değil. Doğrusu “kişisel yüzdürücü”…

Piyasada satılan standart örneklerinin fiyatı 50-150 dolar arasında değişirken, bu uydurma “güvenlik gereci”nin işportada 20-30 liraya satıldığı ortaya çıktı.

Yeleklerin içine sünger parçaları ve ambalaj artıkları doldurulmuştu. Dolayısıyla bırakın “yüzdürmeyi”, ıslanınca ağırlaşacağı için “batırıcı” özelliğe sahipti.

Acaba, Ayvalık ve Didim’de yaşanan son iki faciada can veren 31 kurbanın üzerinde de bu yeleklerden mi vardı?

Ya da, bu yeleklerden giyen kişiler arasında ölenler oldu mu?

Operasyonda, “mallara” el konuldu, gözaltına alınan 11 kişi “Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na Muhalefet” gerekçesi ile tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Bu kişilere ayrıca 1.800 lira para cezası kesileceği öğrenildi.

Peki, “kaçakçılık” bu işin neresinde?
Hemen söyleyelim, “etiketinde”…
Ne alaka?...
Çünkü “merdiven altında” üretilen bu yeleklerin üzerine tanınmış markaların etiketleri yapıştırılmış… Dolayısıyla konu “gümrük mevzuatına” takılıyor.

Yani burada, malzemenin “ölüme yol açabileceği” göz ardı edilip, “devletin zarara uğratılması” ön plana çıkıyor…

Ne var ki, bize göre bu iddiadan rahatlıkla “yırtacaklar”, çünkü “süsü” var ama “kaçakçılık” diye bir şey söz konusu değil. Gerçi "İnsan Kaçakçılığı" var ama ilgili kanun bunu kapsamıyor...

Dolayısıyla iş “sahtecilik” ya da “taklit ürün”e geliyor ki, bu da öncelikle taklit edilen markanın “şikayet”ini gerektiriyor. Aksi halde cezası yok...

Bize göre, “sahte can yeleği” üretmenin ve satmanın sıradan bir sahtecilik ya da gümrük kaçakçılığı gibi görülmesi en büyük yanılgı… İşlenen “suçun” çok daha ağır bir bedeli olması gerek…  Zira insan hayatına kast ediliyor…

TCK’nın 21. Maddesi’nde, “Olası kast” ile ilgili bölümlere rastlıyoruz. “Olası kastla bir veya birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına sebep olma” ise “ağırlaştırılmış müebbet”e uzanan uzun süreli hapis cezalarını öngörüyor…

Bu nedenle soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcılarını göreve çağırıyoruz!

Ve bir şey daha...

Aylardır giyim mağazalarında mankenlere giydirilerek “teşhir” edilen, hatta bazı yerlerde bakkallarda ve dahi işporta tezgahlarında bile satılan bu “can yeleklerini” görüp de görmezden gelenlere ne demeli?

Bu malzemelerin su sporları ile ilgilenen kişilere seslenmediği “satıldığı ortam” açısından apaçık ortada… Dolayısıyla hedef kitle olarak kimlere seslendiği de…

Ne dersiniz, bakalım mı bir kez daha TCK’ya?...

“Göçmen kaçakçılığı” suçu ile ilgili olan 79’uncu maddede, “Bir kişinin yasal olmayan şekilde yurt dışına çıkmasına imkan sağlamak” suç kapsamında değerlendiriliyor ve “3 yıldan 8 yıla kadar hapis ile 10 bin güne kadar para cezası”na hükmediliyor.

Üstelik, “Teşebbüs halinde kalması” da hafifletici neden sayılmıyor ve “hayati bakımdan bir tehlike oluşturması halinde bu ceza yarısından üçte ikisine kadar arttırılır” deniyor.

Biz hukukçu değiliz. “Yolunda gitmeyen” bir şeyler olduğunu hissedip kabaca araştırdık ve bunları bulduk. Kim bilir “uzman” olanlar daha neler bulurlar.

Maksat “caydırmak” ise ilgili tüm birimlere büyük görev düşüyor.

“Katil uşak” diyerek geçiştiremeyiz…
 
google