Deniz canlılarının çeşitliliğin azalmasının yanı sıra Deniz kirliliği çağımızın en büyük çevre krizlerinden biridir... Yerli ve Milli İcat’lar
18 Şubat 2025, Salı 15:19
Deniz kirliligi, son elli yıldır Dünya gündemini mesgul eden en önemli çevre kirliliği problemlerinden biridir. 1950’li yıllardan beri Denizlerin, gemiler yolu ile kirlenmesinin önlenmesi konusunda tedbirler alınmaktadır. Fakat bu konuda en ciddi önleyici kurallar özellikle 1973 yılında Gemilerden Olusan Deniz Kirliligin Önlenmesi için Uluslararası Konvansiyonun (MARPOL 73/78) kabul edilmesiyle alınmıstır. Bu konvansiyon içindeki deniz kirliligini önleyici bir dizi kurallardan biri de liman ve tanker terminallerinde gemi atık alım tesislerinin eksiksiz kontrollü denetimli kurulmasıdır. Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO)’ne üye olan her ülke gibi Türkiye’deMARPOL’ün kurallarını yerine getirmek zorundadır. Bu kurallardan birisi de Üye ülke limanları ve terminallerinde gemi atık alım tesislerinin kurulması ve işletilmesi zorunlulugudur. Türkiye’nin bazı büyük liman ve terminlerinde atık alım tesisileri özellikle 1980’li yılların sonunda kurulmus, fakat günümüzde bir kısmı çalısırken, bir kısmı gelisenteknoloji ve gemi trafigine uyum saglayamayarak atıl durumdadırlar. Gemi atık alım tesisinin planlaması, fizibilite çalısması, yer seçimi, kurulumu ve isletimi için degisik alternatifler ile birlikte incelenerek bir “gemi atık alım tesisi Gelistirilmeli Gelistirilen model, atık tesisinin yer seçimi konusunda uzmanlar tarafındanda bilimsel verilerle desteklenmiştir. Su ürünleri tüketimi insanlık tarihi boyunca insanların günlük diyetinin bir parçası olmuştur
Gelecek nesillere sağlıklı bir çevre, yaşanabilir bir dünya bırakmanın paniğini yaşayan insanlık, zararın neresinden dönersek kardır, örneği ile hiç değilse bundan sonraki hatalarını tekrar etmemek için yeni bir çevre yönetimi anlayışını uygulamaya konmaktadır. Yeşil yönetim (Green Management) adını alan bu yönetim kavramı, sürdürülebilir kalkınma ve verimliliği; çevre bilincini almış bireyler ve bu bireylerin oluşturduğu işletmelerden başlayarak inşaa etmeyi hedefliyor ve tüm dünyaya yaymayı öngörüyor. İş dünyası içinde çevreci olmak iyi ilişkiler sağlamanın yanında giderleri azaltıyor, verimliliği artırıyor ve kar'a ulaştırıyor. Yeşil yönetim uygulamaları işletmenin köklerini güçlü ve hayat ağacını uzun ömürlü kılıyor Çevre sorunları dendiğinde ilk akla gelen eğitim olmaktadır. Çünkü insan türünü "insan" kılan tüm bilgi, beceri ve tutumlar, ona eğitim yoluyla kazandırılır. Bilinçli olarak yaptığımız tüm davranışlarımız şu ya da bu şekilde öğrenme ürünüdürler. Çevre sorunlarının kaynağı insanın tutum ve davranışları olduğuna göre, bunlar özünde birer eğitim sorunudurlar. Çevre sorunları, yaşamsal dengenin devamlılığını tehlikeye düşürecek ve dünyanın kaldırabileceği kirlilik sınırlarını aşmasıyla kendini yenileyip korumayacak bir noktaya doğru ilerlemektedir. Kirliliğin bu boyutlara gelmesinde başta ekonomik faaliyetler olmak üzere tüm insani faaliyetler rol oynamaktadır. Çevre sorunlarının giderilmesi için işletme ve birey düzeyinde çevre koruma uygulamalarına ve işletmelerde çevre yönetimi sistemlerine ihtiyaç vardır. İhtiyaç duyulan adımları atmak için; çevre, çevre kirliliği, çevre koruma, atıklar, geri kazanım, ekoloji, sürdürülebilir kalkınma ve çevre yönetimi gibi çevre kavramiarına açıklık getirmekteki amaç temelini oluşturmaktır.
Günümüzde çevre sorunlarıyla sık sık karşılaşılan terimlerden biri olan ekoloji terimi önceleri organizmalar ve çevreleri arasındaki ilişki olarak tanımlanırken, daha sonra "insan ve diğer canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen bilim dalı" olarak tanımlanmaya başlamıştır. Böylece insan-doğa ilişkilerini içermesi sonucuna ulaşmıştır. İlk dönemlerde ekoloji, salt tarım alanında bitkilerin üretim ve verimini incelerken, bugün bütün canlıların çevreleri ile olan ilişkilerini araştıran bir bilim dalı durumuna gelmiş ve bu nedenle de inceleme alanı içerisine, ortam faktörleri ve bunların canlılara olan etkileri, canlıların varlığında, sayılarında ve dinamizminde görülen geçici değişmeler, organizmaların ortam ve fizyolojik uyumları, doğal koşullarda organizmanın davranışları, nüfus dinamiği, doğadaki madde ve enerji alışverişi vb. girmiştir. Ancak bu genişletilmiş tanımı ile dahi ekoloji biyoloji biliminin bir dalıdır. Ekolojinin insan-çevre ilişkilerini ele alması ile birlikte, pek çok bilim dalı ile ilişkili bir yapı kazanması; ona disiplinler arası olması özelliği yanında temelini oluşturduğu Böylelikle oluşan çevre sorunları bilimi (Environmental Science); hem doğal çevrenin, hem de insan eliyle oluşturulmuş çevrenin üzerindeki etkileri gidermeyi amaçlayan bir yapı kazanmıştır. Daha önceki Çevre bilim alanın incelenmesi ve
çözümlenmesi ile , ekolojik tabanlı çevre bilimi bir adım daha ileri giderek, çözüm yollarını ve uygulanan çevre politikalarını konu edinmiştir. Çevre bilimlerinde bütünsel yaklaşımın temelini ekolojik sistem oluşturduğundan, Ekolojik sistem ya da ekosistem kavramını da incelemek çok önemlidir. Yakın zamana kadar çevreyi hava, su, toprak kirlenmesinden ibaret sayan görüşler ağır basıyorken çevre duyarlılığının gelişmesi ile birlikte, bu dar çevre kavramı yerini daha geniş tanımlamalara bırakıp, insan yerleşmelerinin tüm sorunlarını içine alan ve en geniş anlamını "habitat" kavramında bulan bir yaklaşıma bırakmıştır. Suyun, havanın, toprağın, kısacası; doğanın kİrlenmesİ anlamındaki çevre sorunları yerine, bugün her türlü insan yerleşmelerinin tüm sorunlarını da içine alan yaşanabilirlik kavramına en geniş anlamı veren bir çevre anlayışı ağır basmaktadır. Bu anlayıştan hareketle çevre sorunları, insan tarafından oluşturulan yapay çevrenin, doğal varlıklardan oluşan doğal çevre üzerine olumsuz etkileri yanında, yapay çevrenin sağlık koşullarına uygun olmayışı, doğal kaynakların aşırı ve yanlış kullanımı, çevrenin bu biçimde tahribi sonucunda ortaya çıkan sorunlar olarak tanımlanabilir. Çevre kirlenmesi, kısaca su, hava, toprak, Doğal hayatın kirletilerek verimsiz ve canlılara zararlı hale gelmesi yani doğanın kirlenmesidir. Çevre kirlenmesinin oluşmasındaki en büyük neden insan etkinlikleri sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu etkinlikler doğal hayatın fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini bozmaktadır. Bir sistemdeki bozulma birbiriyle etkileşirnde bulunan diğer sistemleri de çok kolay etkileyebilmektedir. İş ve yönetim çevrelerinde, çevre ve iş ilişkileri hakkında geleneksel görüşün en iyi özeti, kirliliğin önlenmesi yerine kirliliğin ödenmesi şeklinde kendini ileri süren görüştür. Bu dönemde çevreyi korumak için yeni yatırımlar yapmak hem pahalı hem de zaman kaybettirici olarak görülmüştür. Birinci hedef karlılığı arttırmak ve büyürnek olmuştur. Endüstrinin ve teknolojinin hızla gelişmesi ile birlikte üretim tüketimin artması, doğal kaynakların hızla tükenınesi ve daha önemlisi çevresel tahribatın insan sağlığı ile doğal yaşamın kalitesi üzerindeki çarpıcı etkileri bilimsel araştırmaların ve Toplumsal tartışmaların bu konuya yönelmesine neden olmuştur. Gelişmiş ülkelerdeki çevresel bilincin artması ve çevreci siyasi girişimler sonucunda oluşan çevreci örgütlenmelerin yarattığı kamuoyu baskısı iş ve yönetim çevrelerinde tedirginlik yaratmıştır. Bu durum endüstri çevrelerinde iş ve çevre stratejileri arasındaki geçimsizlik önyargısını değiştirernemiş ve uzun yıllar sürecek bir çatışmayı gözler önüne sermiştir. Endüstriyel gelişmenin yarattığı çevresel sorunlar ve çatışmalar hükümetleri çevre mevzuatları ve kanunları oluşturmaya zorlamış, alınacak caydırıcı tedbirlerle bu durum önlenmeye çalışılmıştır. Bu yeni tedbirler karşısında işletmeler, büyük hukuki departmanlar oluşturarak, ünlü avukatlar ile anlaşarak ya da aktif siyasete soktukları temsilcileri aracılığıyla hükümetler üstünde etki oluşturarak kendi pozisyonlarını sağlam tutmaya çalışmışlardır. Çevresel projeleri, atık ve arıtım sistemlerini maliyetleri arttıracağı gerekçesiyle yadsımışlardır. Kamuoyunun tepkisine karşılık, hukuka saygılı olduklarını ve devletin "kirleten öder" şeklinde yorumladıkları cezai yaptırımlarını itirazsız yerine getirdiklerini belirterek savunulmasına devam etmişlerdir. Yaşanılan çevresel sorunların boyutlarının genişlemesi ile cezai müeyyidelerdeki artışlar, hem kamuoyunun hem de hükümetlerin iş dünyası üzerindeki baskılarını çoğaltarak sürdürmelerine neden olmuştur.Dünyada Çevre sorunlarıyla ilgili eylemlerin arttığı üniversiteler ve azınlık grupların da, çeşitli sorunları ele alınış biçimine karşı çıkmaya başlanmış. Çevre korumacı yüzlerce grup konuyu tartışmaya ve örgütlü hareketi oluşturmaya başlamlardır .1970 baharında 20 milyon kişinin katıldığı Dünya Günü (Earth Day) gösterileri ile kamuoyu ilgisi doruk noktasına ulaşmıştır. Böylece çevre toplumun ve hükümetlerin resmi kaygısı arasında yerini almıştır.Sürdürülebilir kalkınma anlayışı; büyüymeyi canlandırmak, büyümenin kalitesini değiştirmek, asgari ihtiyaçlardan iş edinmeye kadar temel insan ihtiyaçlarını karşılamak, sürdürülebilir bir nüfus düzeyini garantiye almak, kaynak tabanını korumak ve zenginleştirmek, teknolojiyi yeniden yönlendirmek ve riski yönetmek, karar verınede çevre ve ekonomiyi birleştirmek ve en önemlisi insanlıkla doğa arasındaki uyumu yükseltmeyi amaçlamaktadır. Sürdürülebilir kalkınınayı sağlamak için şunlar gereklidir .
1. Karar almada vatandaşların katılımını sağlayacak bir siyasal sistem
2. Kendi çabasıyla ve sürdürülebilir biçimde üretim fazlası ve teknik bilgi sağlayabilecek bir ekonomik sistem
3. Uyumsuzluk halinde doğan gerilimlere çözüm bulabilen veya çözümlere destek veren bir sosyal sistem
4. Kalkınma için gerekli ekolojik tabanı korumaya saygı gösteren ve katkı sunan bir üretim sistemi
5. Durmadan yeni çözümler arayan ve sorumluluk duyan bir teknolojik sistem
6. Ticaret ve finansmanda sürdürülebilir düzenleri destekleyen bir uluslararası sistem
7. Esnekliğe ve katılıma açık, kendini düzeltme yeteneğine sahip bir yönetim sistemi
Görüldüğü üzere sürdürülebilir kalkınma arayışı çevresel kaygıların açık bir göstergesidir. Dikkat edildiğinde kendisini var edecek sistemler yönünden temel yapı taşları, çevresel kaygıları seslendiren işletmelerdir. Bu işletmeler çevresel kaygıları kuruluşundan tüketim sonrası geri beslemeye kadar aralıksız taşıyan ve katkı sunmak için her alandaki faaliyetlerini sürekli denetim altında tutan yeşil işletmelerdir. Yeşil işletmeler günümüzde sürdürülebilir kalkınmanın motor gücünü oluşturmaktadır. Yeşil işletmelerde sürdürülebilir bir çalışmanın Özel Amaçları Şumlardır.
⦁ Hem ekonomik hem de ekolojik yönden arttırıcı olan mal ve hizmet üretmek. Maliyeti düşük, fayda ve verimliliği yüksek ve aynı zamanda doğa dostu ürün ve hizmetler sunabilmek.
⦁ Giderleri azaltarak tasarruf olanağı sağlar, Maliyetleri azaltır ve verimliliği arttırır. Bilinçli ve Duyarlı bir kurum kültürü oluşturulmasını sağlar.3
⦁ Mal, hizmet ve kaynakları doğal sistemlere ters düşecek şekilde değil, doğal sistemlere uyum sağlayacak şekilde planlamak. Mal ve Hizmet kalitesinde artış sağlar.
⦁ işletmeyi olağanüstü durum ve tehlikelere karşı korur.
⦁ Uygunluğu test edilmiş ve kanıtlanmış çalışma yöntemlerini kullanmak
⦁ Yeni ve temiz teknolojiler geliştirmek Teknolojik gelişme ve yatırımlara öncülük yapar.
Çevreyi koruyucu yatırımlara yönelmek. İşyerierini hem estetik hem de kaynaklara uygun düzenlemek.
⦁ Esnek ve kolay denedenebilir bir yönetim sistemi kurarak, çevre koruyucu alternatifleri hızlı ve etkin bir şekilde sisteme entegre etmek. Çalışanların karar alma ve uygulama prosedürlerine etkin katılımınınsağlanarak motivasyon ve ış tatminini çevreyı koruyarak gerçekleştirmesinin yollarını açmak.
çevre yönetim sistem işletmelerin geleceğinin bir aynasıdır. Bu sebeple işletmelerimizde güçlü bir çevre yönetimine giden, küçük fakat etkileri büyük olabilecek adımları cesaretle atabilmemiz gerekmektedir. İşletmeler açısından, insan nesiinin geleceğine ve tüm canlılar alemine sunulacak sürdürülebilir bir yaşam imkanı; umut edilebilen en büyük ideal ve görev olarak beklemektedir.Çevre koruma uygulamaları ve çevre yönetim sistemleri, sürdürülebilir kalkınma sisteminin temel direkleri ve gelişme noktalarıdır. Çünkü sürdürülebilir kalkınma çevreci olmanın yanı sıra giderleri azaltarak kalkınmaya ön ayak olmaktadır.Çevre kirliliğini önleme ve çevre problemlerini çözmede sahip olduğumuz tüm bilgiler; edinilen deneyim ve tecrübenin bir sonucudur. Ne yazık ki insanlığın geçen süreçteki çevre bilgi ve deneyimleri, acı tecrübeler ve büyük çevre problemleri şeklinde kendini göstermiştir. Çevre hakkında tüm bilgilerimiz öğrenme sonucu oluşmuştur. Öğrenme bir duyarlılık, istek ve girişim ilkesine dayanmaktadır. Uygarlığın gelişim sürecinde, çevre problemlerinin temel nedeni olarak gösterilen işletmeler; artık günümüzde çevre problemlerine duyarlılık göstermekte, bu problemlerin giderilmesi için , çabalar göstermekte ve yatırımlar yapmaktadırlar. Çevre problemlerine duyarlılık, çevreci bir birey olabilmekle başlar. İşletmeler çevre duyarlılığına sahip bireyleri istihdam edebildİkleri ve çalıştırdıklan personele bu duyarlılık ve bilgiyi aktarabildikleri ölçüde, çevresel problemlere yönelebileceklerini bilmelidirler. Görüldüğü üzere böyle bir adımı atmak, çevre bilincine ve duyarlılığına sahip bir üst yönetimin varlığına ve desteğine ihtiyaç duyar. Diğer taraftan aynı baskı, ihtiyaç ve beklentileri çevreyi koruma yönünde her geçen gün artan bilinçli tüketicilerden de gelecektir. Öyleyse bir işletmenin geleceği açısından çevresel problemlere sahip çıkmak bir zorunluluktur. Çevre problemleri ancak bir çevre yönetim sistemini kurup, verimli işletmekle giderilebilir. Çevre yönetim sistemlerinin karışık ve maliyetli bir iş olduğu ön yargısıyla hareket etmek, hem işletmenize, hem de çevreye büyük zararlar verecek bir duyarsızlığı beraberinde getirir. Bir çevre yönetim sistemini hemen kurup, harekete geçirmek mümkün olmayabilir; fakat her işletmenin çevreyi korumak amacıyla her an başlatabiieceği küçük, güncel ve pratik bir faaliyet planı olmalıdır . Çevre yönetim sistemleri; uygulamasından fayda görülmüştür. Tahminen Her saatte, bir çöp kamyonu dolusu plastik denizlerimize dökülüyor. Bu deniz çöpü ve plastik kirliliği su yaşamını tehlikeye atıyor, insan sağlığını tehdit ediyor ve ekonomi için sayısız gizli maliyete yol açıyor. Türkiye çapında 24 üniversitede su ürünleri eğitimi veren Fakülte mevcut ,Deniz Bilimleri ve Teknolojisi, Deniz Bilimleri veya Ziraat Fakültesine bağlı bir su ürünleri bölümü bulunmaktadır. Bunların yanında, 3 üniversitede Deniz Bilimleri Enstitüsü bulunmaktadır.Peki Su ürünleri mühendislerinin sorunları hakkında ve çözüm önerileri konusunda bir duyumu olan bilen var mı ? Japonlar Türkiye'ye ye kendi imkanları ile yarım asrı aşlın süre öncesi Türk Balıkçılığını geliştirmek adına ilk su ürünleri lisesini kendi imkan ve katkıları ile İstanbul Beykoz’da açıp ve yıllarca o okulda japon eğitmenler tarafından yine kendi maddi imkanlarıyla ikili ilişkilere bağlı olarak Japonlar yardım elini uzatmışlardır .Daha sonraki yıllarda Japonların öncülük ettiği bu okul yine deniz ve su ürünlerine verilen kıymet bilinmediğinden Su Ürünleri Meslek Lisesinde okuyan öğrenciler Yıllar sonra Denizcilik Müsteşarlığında Deniz Ticaret Gemilerinde Ara elemen sıkıntısından dolayı ders müfredatlarına denizcilik konulları eklenerek çıkartılan yeni kanun kararnameler ile Su ürünleri mezunlarına da Deniz ticaret gemilerinde vardiya zabiti kaptan ve makine vardiya zabiti Çarkcı ünvanları verilmiştir .Türkiye nin Bunca yıldır Dünya denizlerindeki Ticaret Gemilerlin aynı seviyede hatta bizi örnek almaları sayesinde Bu okul mezunlarına Kazandırdığı Milli servet ve Türk Bayrağının edeple sallandırılmasına vesile olunduğu için Başta Beykoz ve Ortaköy ,Ordu Denizcilik Meslek lisesi mezunlarına minnet borçludur .
Su Ürünleri Fakültesi Daha meslek olarak pek tanınmayan, gelecek vadeden,Su ürünleri bölümleri hakkında bir şey bilinmeden üzerinde gereksiz insanların yorum yaptıgı, ileride bu sıfatı taşımaktan son derece mutlu olacagı bu meslek dalı, ic sularca zengin ve üç tarafı denizlerle cevrili olan ülkemizin en çok gereksinimi olan mesleklerden biridir.Su ürünleri yetiştiriciliği politikalarının çiftçileri çevre dostu üretim uygulamalarını benimsemeye motive etmedeki etkisini değerlendirmek gereklidir .
Son yıllarda, tüketiciler arasında artan sağlık bilinci ve çevre bilinciyle yönlendirilen balık unu tüketiminde önemli bir artış olmuştur. Vahşi balıklardan elde edilen protein açısından zengin bir yem bileşeni olan balık unu, çiftlik balıkları, karides ve diğer su ürünleri türleri de dahil olmak üzere birçok su hayvanı diyetinin önemli bir bileşeni olarak kabul edilir. İnsanlar balık bazlı protein tüketmenin kardiyovasküler sağlık ve kilo yönetimi gibi sağlık yararlarının daha fazla farkına vardıkça, bir diyet takviyesi olarak balık ununa olan talep artmıştır. Aşırı avlanma, balık popülasyonlarının azalmasına ve deniz ekosistemlerinin bozulmasına yol açtığı için önemli bir çevresel sorun haline gelmiştir. Aşırı avlanma, balıkçılık faaliyetlerinin balık popülasyonlarının kendilerini yenileme kapasitesini aşması ve balık türlerinin bolluğunda ve çeşitliliğinde azalmaya yol açması durumunda meydana gelir. Balık kaynaklarının sömürülmesinin önemli ekonomik ve sosyal sonuçları vardır, çünkü dünyadaki birçok topluluk geçim kaynakları ve gıda güvenliği için balıkçılığa güvenmektedir. Ancak aşırı avlanma, avlanmanın azalmasına ve balık stoklarının çökmesine yol açabilir ve bu da hem deniz ekosistemleri hem de insan refahı için ciddi sonuçlar doğurabilir. Aşırı avlanmanın ayrıca yaşam alanlarının tahribi, biyolojik çeşitliliğin kaybı ve besin ağlarının değişmesi gibi daha geniş çevresel etkileri de vardır.
Tarım ve köy işleri Bakanlığına ait Balıkçı barınaklarları yerleşkelerinde Su ürünleri Mühendisler 19/06/2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış olan ve 2012/1 Sayılı Uygulama Tebliği ile tasarrufların katma değeri yüksek yatırımlara yönlendirilmesini ve bölgesel yatırımların teşvik edilmesini amaçlayan bir düzenleme adı altında Balık unu toz veya kek formunda.Olan Bu form, balık veya balık artıklarının kurutulması ve ardından öğütülmesiyle elde edileni, yani Balık yağını su ürünleri mühendisleri tarafından , balık yağının çoğunu presler ve çıkartılabilinir .
Balık Unu ve Yağı İşleme Sistemleri
Pişirme, katı/sıvı ayırma, buharlaştırma ve kurutma ekipmanları ve balık unu işleme gereksinimleri için özel olarak tasarlanmış kontrol sistemleri gereklidir .Balık pişirme makineleri, değişken kalite ve bileşimdeki ham maddeden yüksek verim alınması gereken proseslerde kullanılmalı. Balık unu ve hindi sakatatı bu proseslere örnek olarak verilebilir.Düşük yağ içeriğine sahip iri balık, hayvansal veya kümes hayvanı yan ürünlerinden mümkün olduğunca fazla suyu, mümkün olduğunca nazik bir şekilde uzaklaştırmak için ideal bir çözümdür.çift vidalı pres, pişmiş balık veya etten sıvı çıkarmak için ıslak işleme sürecinin ideal bir parçasıdır.iyi katı-sıvı ayırma etkisi elde edebilen üç fazlı bir ayırmadır.Hava soğutmalı kondenserler, balık veya et yan ürünlerinin pişirilmesi veya kurutulması sırasında oluşan buharı yoğunlaştırmak için akan havayı kullanır ve böylece etkili koku azaltımı sağlar.Soğutucu, malzemenin tozunu ve küçük parçacıklarını soğutmak için hızlı su akışı yolunu kullanır, malzemeyi soğuturken, farklı parçacıkların farklı gereksinimlerine göre malzemeyi soğutur
Ayrıca tüm makinelerin tek bir ünite olarak monte edildiği kompakt balık unu tesisleri de tedarik edilerek Bunlara ocak, süzgeç, çift vidalı pres ve kurutucu dahil edilmeli . Ayrı olarak bir yağ geri kazanım sistemi ve bir buharlaştırıcı takılabilir. Kompakt tesisi önceden monte edilmiş olarak, yüzen fabrikalarda veya balık işleme yan ürünlerinin işlenmesi için karada kurulmaya hazırlanmalıdır. Mühendislik ve Üretimde
Balık unu işleme alanında yılların deneyimine sahip su ürünleri mühendisleri uzmanları.Balık unu ve tesislerinde ve ekipmanlarını , verimli, karlı ve sürdürülebilir çözümler sunmak için eşsiz bir yetenek sunmalı Balık unu ve yağını yerli milli marka oluşturup en üst düzeye çıkarmak için maliyet açısından etkili yollar geliştirmek üzere çalışan deneyimli uygulama mühendislerimizden oluşan ekibimizle kapsamlı istişarelerle Ürün geliştirme ve mühendislik ekibi, mevcut sisteminizi iyileştirmek için tasarlanmış bireysel ekipman parçalarına kadar her şey için ihtiyaçlarınızı özel planlara dönüştürmelidir.Özellikle İstanbul nüfusundaki artış, son yıllarda balık tüketiminde bir düşüşe yol açtı. Tüketici davranışındaki bu değişim, dünyanın birçok yerinde balık ürünlerine olan talebin azalmasıyla balıkçılık endüstrisi üzerinde önemli bir etkiye sahip oldu. Balıkçılığın çevresel etkisine ilişkin farkındalığın artması, daha fazla insanın yiyecek seçimlerinin sürdürülebilirliğini düşünmesine yol açtı Balık fiyatlarındaki borsa gibi yükselip düşmesi ve bu da balık tüketimindeki alışın düşüşüne katkıda bulundu. Sonuç olarak, balıkçılık endüstrisi değişen tüketici tercihlerine uyum sağlamak zorunda birçok balıkçılık şirketi artık bu eğilimi ele almak için alternatif deniz ürünlerini veya sürdürülebilir balıkçılık uygulamalarını araştırıyor. Profesyonel balıkçılığın yanı sıra amatör balıkçılığın da yoğun Şekilde yapıldığı İstanbul bölgesinde balıkçılık faaliyetlerinde geçmiş yıllara kıyasla artış olduğu belirlenmiştir. Av faaliyetlerinde kullanılan av araçlarının yer yer standartlardan farklılık gösterdiği gözlemlenmiş, avlanılan türlerin miktar bakımından yakın geçmişe kıyasla büyük ölçüde azaldığı ortaya çıkmış; yasadışı, kayıt dışı ve düzenlenmemiş avcılığın sık yapılması sonucunda bölgede av baskısının daha da artmış olduğu Balıkçılarla birebir görüşmelerde balıkçı sorunları belirlenmiş, balıkçılığın ekonomik olarak sürdürülebilirliği için ne gibi tedbirler alınabileceği tartışılmış ve çözüm yolları aranmıştır.Gıda temin etmede tarihte en eski ekonomik faaliyetlerden olan balıkçılık özellikle deniz kıyısı olan ya da nehir ve göl gibi tatlı su kaynakları açısından hayati önemde olmuştur. Bu yönden değerlendirildiğinde genelde Türkiye‟nin kıyı hattı başta olmak üzere, özelde İstanbul ilinde ve İstanbul Boğazı‟nda balıkçılığın ana geçim kaynaklarından olması doğaldır. Adaları da bulunan İstanbul ili, yerleşim merkezi olarak cazip bir konumda olmasıyla birlikte gıdaya erişimin temel yollarından biri olan balıkçılık açısından da önemli bir merkez olmuştur. sonucuna varılmıştır.Denizlerle çevrili olmasından dolayı İstanbul‟da balıkçılık, gerek beslenme gerekse ticaret açısından tarihinin bütün dönemlerinde önemli bir yere sahipti. İstanbul'da Bizans'tan günümüze dek süregelen köklü bir balıkçılık geleneği vardır. Asırlar boyunca kuşaktan kuşağa aktarılan tecrübeler sonucunda İstanbul balıkçıları Şehrin çevresindeki denizlerdeki balıkların türleri, davranışları, göçleri hakkında çoğunlukla günümüzün bilimsel bulgularıyla da doğrulanan bir bilgi birikimine ulaşmışlar, bu birikimin ışığında çeşitli balık avı yöntemleri geliştirmişlerdir (TETTV, 1994). Sağlıklı daha geniş bir mavi ekonomi için ve balıkçılıkta uzun vadeli yatırımlar ve yeni işler yaratmak için ön şarttır. Küresel bir deniz aktörü ve dünyada beşinci en büyük deniz ürünleri üreticisi olan Avrupa Birliği, deniz kaynaklarını koruma ve sürdürülebilir bir şekilde kullanma konusunda güçlü bir sorumluluk bilinciyle ilkeli politikalar geliştirme konusunda örnek teşkil etmektedir. Yönetim, üye devletlerin ve Komisyon‟un bu sorumluluğu yerine getirmelerini ve sürdürülebilir balıkçılık, gıda güvenliği ve gelişen bir deniz ekonomisine ulaşma ve verimli denizler hedefine yatırım yapmalarını sağlama amacı taşınılmalıdır.Aslında denizlerdeki kirliliğin birden çok etkeni olsa da en yoğun kirliliğe sebep olan dört faktörü şöyle sıralamamız mümkündür . Atık su deşarjı, madencilik artıkları, derin deniz madenciliği, yüzeysel akışlar, gemi aktivitesi nedeniyle oluşan kirlilikler ve atmosferik kirlilik Bu yüzden Denizleri korumak bugün yeterli değildir, 2007 yılından beri Marmara Denizi'nde müsilaj üretiminde artış olduğu söyleniyordu. Uydu verileriyle bu artış ispatlandı. Müsilaj, sadece denizin üst tabakasını kaplamakla kalmıyor, denizin daha az oksijenlenmesine neden oluyor. Bunun sonunda da deniz canlılarının ölümüne sebep oluyor.uzun vadede başarılı bir deniz ekonomisine sahip olmak için yeni bir yaklaşıma ihtiyaç duyduğumuz ortadadır. Deniz kaynaklarımızı korurken sürdürülebilir bir şekilde kullanabilirsek yeni nesillere olumlu bir miras bırakabiliriz.
Yasadı dışı, kayıt dışı adına ne derseniz belgelenmemiş balık avcılığı yapan korsan kayıtsız insanlar vergisini ödeyen personelin sigortasını ödeyen kural ve yasalara uyan insanlar arasında haksız rekabete maruz bırakarak sosyo-ekonomik koşullarını tehdit eder ve gıda güvenliği için risk oluşturmaktadır . Dolayısıyla yasak avcılığı önlemek, caydırmak ve ortadan kaldırmak için balıkçıyı korumak ve türler hakkında oluşan bu yasa dışı avcılığı engelemeldir. Yasak avcılığı ortadan kaldırmaya yönelik ticari bir önlem olarak gemiler için kanun dışı çalışmayı daha zor hale getirmek işe yarayan ve etkili bir araç temin eden caydırıcı radikal kararlar alınmalıdır. Gıdalar içerisinde balık; zengin protein içeriği ve yapısında bulunan çoklu doymamış yağ asitleri ile vücudun temel besin maddesi ihtiyacını karşılamakta, insan fizyolojisi ve metabolik fonksiyonları üzerinde olumlu etki yapması yönüyle sağlıklı bir yaşam sürdürmede önemli besin maddeleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır (Kaya vd. 2004). 2021 yılında Marmara Denizi’nde görülen müsilaj balık, karides, yengeç, midye vb. canlıların üzerlerini kaplayarak oksijensiz kalmalarına ve beslenmelerine engel olmuş, hareket serbestliklerini engellemiş, pelajik türlerin ortamı terk etmelerine sebep olmuştur. Bunun yanı sıra balık yumurtaları, larvalar ve midye spatları da müsilajdan yoğun şekilde etkilenmiştir. Her ne kadar stoklar toparlanmaya başlasa da bilim camiasının da bildirdiği üzere yaşanan yumurta ve larva kayıpları nedeniyle müsilajın önümüzdeki dönemde de stoklar üzerindeki olumsuz etkisinin devam edeceği araştırma sonuçlarından elde edilen bilimsel verilerden anlaşılmaktadır. Müsilaj oluşumu başta ticari öneme sahip pelajik balıklar olmak üzere çoğu sucul canlıyı olumsuz etkilemiştir. Marmara Denizi'nde avcılığı yapılan balıkların tüketilmesine yönelik Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından denetim ve analizler yapılmış olup, balıkların müsilaj kaynaklı tüketilmesine yönelik olumsuz bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. http://www.turktarim.gov.tr/Haber
Sürdürülebilir balıkçılık, balıkçılıkta doğrudan hedef alınmayan - "hedef dışı" türler - dahil olmak üzere bir çok habitatın ve balık stoklarının yenilenmesine fıırsat tanır. Balık stoklarının doğal yenilenme oranından daha az balık tutar ve bunu ekosisteme zarar vermeyecek şekilde yapar.
Türkiye, balıkçılık üretiminin büyük bir kısmını avcılık yoluyla denizlerden sağlamaktadır. Ancak aşırı ve bilinçsiz avcılık, alt yapı eksikliği ve çevre kirliliği gibi nedenlerle avcılık yoluyla sağlanan üretimde dalgalanmalar yaşanmakta, ilerleyen yıllarda da üretim miktarında artışlar olması beklenmemektedir. Buna karşılık insan kontrolünde gerçekleşen kültür balıkçılığı, Türkiye’nin coğrafi imkânlarının katkısı, üretimi yapılan balık ve diğer su ürünlerinin ihracata konu olmasıyla çok hızlı bir gelişme göstermiş; ancak alt yapı eksikliği, ziraat hayatı içerisinde Türk halkının balığa ve diğer su ürünlerine ilgi duymaması gibi nedenlerle belirli bölgelerde yoğunlaşmıştır.
Deniz ve içsularımızdan sağlanan su ürünlerinin %70 insan gıdası olarak tüketilmekte, bu oranın da %80’i taze, %20’si ise işlenmiş olarak tüketilmektedir. Özellikle taze tüketim alışkanlığı ön planda olan ülkemizde balık konserveleri ve dondurulmuş su ürünlerinin toplam tüketimdeki payı düşüktür. Balığın fiziki özellikleri nedeniyle çabuk bozulan bir gıda ürünü olması, taze tüketimi hem kısıtlamakta hem de balığın daha çok üretildiği bölgelerde tüketilmesine neden olmaktadır. Diğer bir ifadeyle ülkemizde balık tüketimi balığın varlığıyla doğru orantılıdır. İç bölgelerimizde tüketimin düşük olması, üretimin düşük olmasıyla ilişkilidir. Türkiye balıkçılığına bu yönüyle baktığımızda iç bölgelerde üretim miktarının (toplam üretimin %5’i) düşük olduğu, üretimin büyük kısmının sağlandığı kıyı bölgelerimizde ise soğuk zincirin, üretilen balığı daha uzak mesafelere taşımakta yetersiz kaldığı ortaya çıkacaktır. Bununla birlikte balıkçılık sektöründe, balığın insan sağlığındaki önemini vurgulayan balık tüketimini özendirici ciddi bir çabanın olmaması da tüketimin düşük olmasında etkili olan diğer bir faktördür. karasal ortamdan üretebilecekleri besin miktarının sınırlarını zorlarken, yeryüzünün %70’ten fazlasını kaplayan okyanuslardaki ve denizlerdeki besin kaynaklarına geçmişe göre daha fazla ilgiyle bakmaktadırlar. Bu 13 ilginin nedeni tek başına balığın var olan protein açığını kapatması değildir. Son yıllardaki araştırmalar daha önce bahsedildiği gibi genel olarak balığın, besin değerinin yüksek olduğunu ve doymamış yağlar içerdiğini ortaya koymuştur. Bu nedenlerle gelişmiş ülkelerin balığa olan talepleri artmış, dolayısıyla balık ticari değeri yüksek bir gıda ürünü özelliği kazanmıştır. FAO, balıkçılığı en hızlı büyüyen gıda sektörü olarak kabul etmektedir. Daha çok, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yoğunluk gösteren balıkçılık faaliyetleri su ürünleri sanayisi ile de istihdama katkıda bulunmaktadır. Gelişmiş ülkelerin örneğin net balık ithalatçısı konumunda olan Avrupa Birliği ülkelerinin sunduğu zengin pazar ile de ilerleyen bölümlerde ayrıntılı olarak üzerinde durulacağı üzere Türkiye gibi balıkçılık potansiyeli yüksek buna karşın kırsal nüfus için istihdam sorunu yaşan bir ülke için su ürünleri önemli bir alternatif sektördür. Su ürünlerini önemli kılan faktörlerden bir diğeri ise, balığın avlandığı veya bol olduğu mevsimlerde kırmızı etten ve kanatlı hayvan etinden daha ucuz olmasıdır. Bu yönüyle su ürünleri geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerin hayvansal gıda ihtiyacını karşılayabilecek en önemli gıda ürünlerinden biridir.
Dünya nüfusu sürekli artmakta ziraat faaliyetleri için kullanılan topraklar son sınıra dayanmış olup erozyon, kentleşme ve sanayi faaliyetleriyle her geçen gün azalmaktadır. Bununla birlikte besin değeri pek çok havyasal gıda kaynağından yüksek ve aynı zamanda ucuz, erişebilirliği kolay olan balık ve diğer su ürünleri, son yıllarda dünyanın %70’ten fazlasını kaplayan su kaynaklarına daha fazla ilgiyle bakılmasına neden olmuş, 1980 yılında 12,5 kg olan dünya kişi başı balık tüketimi, 2005 yılına gelindiğinde 16,4 kg olmuştur. Ziraat alanlarının daralması, dünya nüfusundaki artış, balığın ucuz ve sağlıklı bir gıda olduğu göz önüne alındığında dünya balık tüketimi gelecekte de artış gösterecektir. 2007 yılı itibariyle ise, su ürünlerinin Türkiye’deki yıllık kişi başı tüketimi 8,5 kg’dır. Dünya ortalamasının 16,4 kg, Avrupa ülkelerinin ise, 21 kg olduğu göz önüne alınırsa ülkemizde su ürünleri tüketimi oldukça düşüktür. Türkiye’de balığın insan sağlığı açısından önemini belirten çalışmalar yapılarak kişi başı tüketim artırılmalıdır. Balığın ve diğer su ürünlerinin insan sağlığı üzerindeki olumlu etkileri, söz konusu ürünlerin sağlıklı ve dengeli beslenmeye önem veren gelişmiş ülkeler için de önemli bir gıda kaynağı özelliği taşımasına neden olmuş, böylece gelişmiş ülkelerin balığa ve diğer su ürünlerine talebi artmıştır. Bu durumun bir sonucu olarak balık ve diğer su ürünleri ticari değeri yüksek bir gıda ürünü özelliği kazanmıştır. Gelişmiş ülkelerin balığa olan talepleri su ürünlerini dünyada ticareti en fazla yapılan ve yıllık %5 büyüme hızına sahip olan bir hayvansal gıda sektörü özelliği kazanmasını sağlamıştır. Dünya balık ithalatının %80’inin gelişmiş ülkeler tarafından gelişmekte olan ülkelerden yapıldığı göz önüne alınırsa su ürünlerinin uluslararası gıda ticaretindeki önemi gelecekte yıllarda da devam edecektir. Türkiye balıkçılığında elde edilen ürünlerin büyük bir kısmı denizlerden sağlanmaktadır. Fakat üretimdeki dağılıma baktığımızda üretimin denizlere göre eşit olmadığını görmekteyiz. Nitekim Akdeniz ve Ege Denizi avcılık faaliyetleri açısından düşük verimlilikte denizler olup Marmara Denizi ise, orta verimlilikte bir deniz özelliği göstermektedir. FAO tarafından hazırlanan dünya balıkçılık bölgelerinde 37. Bölge olarak nitelendirilen bölgede yer alan Karadeniz, en verimli 118 deniz olup bu alandaki toplam avcılığın %39’unu oluşturmaktadır. Ayrıca Karadeniz, Türkiye deniz avcılığının da %70’ni oluşturmaktadır. Ancak aşırı avcılık faaliyetleri ve kirlilik gibi faktörler Karadeniz’in avcılık faaliyetleri açısından verimsizleşmesine neden olmaktadır. Bu konuda önlemler alınmadığı takdirde, gelecek yıllarda üretim miktarında artış olmayacaktır. Türkiye denizlerinde avcılık yoluyla sağlanan üretimin yaklaşık olarak %70’ini Karadeniz karşılamaktadır. Türkiye denizlerinde gerçekleşen avcılık faaliyetlerinin belirli bir bölgede yoğunluk kazanması ve avcılığı yapılan türlerin çok çeşitli ancak üretim miktarı açısından hamsinin baskın olması, Türkiye’deki su ürünleri üretimine ait performansı Karadeniz balıkçılığına ve hamsi üretimine bağlı olarak etkilemektedir. Türkiye denizlerinde, doğal kaynaklara zarar vermeden, sürekliliği ön planda tutarak avcılık yapılmasını sağlayacak avlanabilir balık miktarı bilinmemekte, bu yüzden Avrupa Birliği ülkelerindeki gibi daha koruyucu ve kontrol edilebilir bir kota uygulamasına geçilememektedir. Aşırı ve kaçak avlanmayı önlemek için tüm denizlerimizdeki avlanabilir balık miktarı, avcılığa uygun bölgeler ve avcılığı yapılan balıkların kapsamlı bir envanter çalışması ortaya konulmalıdır. 1975 yılından sonra kamu yardımlarıyla tüm denizlerde görülen av baskısını azaltmak için temel ekonomik faaliyeti avcılık olan insanlar açık deniz balıkçılığına yönlendirilmeli, bu konuda girişimlerde bulunulmalı, av yasaklarıyla ilgili denetimler daha sık yapılmalıdır. Türkiye denizlerinde avcılık yapan su ürünleri kooperatiflerinin en önemli sorunlarından biri ihtiyaçlarını giderebilecekleri yeterli sayı veya büyüklükte balıkçı 119 limanlarının bulunmaması, mevcut balıkçı limanlarının ise, balıkçıların ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalmasıdır. Bununla birlikte balıkçı limanlarının amaç dışı kullanımı (turizm), temel ekonomik faaliyeti balıkçılık olan insanları olumsuz etkilemektedir. Öncelikli olarak insan gıdası olarak tüketilmesi gereken su ürünlerinin büyük bir kısmı, Karadeniz bölgesinde yoğunlaşan balık unu ve yağı işleyen yem fabrikalarında tüketilmektedir. Bu durumun nedeni ise, Türkiye’de su ürünlerinin uzak mesafelere taşınmasını sağlayacak soğuk zincirin gelişmemiş olması, bir başka deyişle balıkların tazeliklerinin korunarak daha uzak mesafelere taşınması konusunda henüz ciddi bir gelişme kaydedilmemiş olmasıdır. Oysa toplam üretimin % 5’ine sahip olan iç bölgelerde kişi başı su ürünleri tüketiminin 1 kg/yıl olduğu göz önüne alındığında, soğuk zincirin yani su ürünlerinin uzak mesafelere taşınmasıyla ilgili sorunların çözümlenmesi söz konusu balıkların insan gıdası olarak tüketilmesini sağlayacaktır. Türkiye içsularında avcılık yoluyla sağlanan üretim miktarında gelecekte artışlar beklenmemektedir. Türkiye arazilerinde görülen şiddetli erozyona bağlı olarak ortaya çıkan siltleşme nedeniyle içsu avcılığının kaynağını oluşturan doğal ve yapay göller balıkçılık faaliyetleri açısından hem verimsizleşmekte hem de küçülmektedirler. Bununla birlikte aşırı avlanma denizlerde olduğu gibi içsu kaynaklarındaki balık varlığının da yıpranmasına böylece balıkların ekonomik olmayan boy ve ağırlığa gerilemelerine neden olmaktadır. Ayrıca TKB ve DSİ gibi kuruluşların balıklandırma faaliyetleriyle söz konusu kaynakların verimliliğini artırmak amacıyla kullandıkları sazan balığı, Türkiye iklimine kolaylıkla uyum sağlasa da, ekonomik olarak değer taşımamaktadır. İçsu kaynaklarının balıkçılık faaliyetleri açısından verimliliğini artırmak için öncelikle akarsu ıslah çalışmaları yapılarak siltleşmenin önüne geçilmeli, evsel ve endüstriyel atıkların, özellikle Akdeniz ve Ege bölgesindeki tarım alanlarında yoğun olarak kullanılan zirai ilaçların söz konusu kaynaklarda yaratığı kirliliği önlemek için arıtma tesisleri ve alt yapı hizmetleri geliştirilmelidir. Bununla birlikte ticari amaçlı içsu avcılığını geliştirmek için balıklandırma faaliyetlerinde kullanılan sazan balığı 120 yerine, Türkiye’nin iklim özellikleri göz önüne alınarak ekonomik değeri daha yüksek olan türler üzerinde durulmalıdır. Türkiye’de Kültür balıkçılığı; üretim miktarı ve söz konusu faaliyette bulunan çiftlikler çok hızlı bir büyüme içerisindedir. Türkiye’nin kültür balıkçılığı açısından sahip olduğu zengin su kaynakları, uygun iklim koşulları ve üretimi yapılan balıkların büyük bir kısmının ihraç edilmesi Türkiye kültür balıkçılığının da hızlı bir şekilde büyümesini sağlamıştır. Öyle ki dünyada kültür balıkçılığı üretimi 1970’ten bu yana yaklaşık olarak yıllık %8,7 büyüme hızına sahipken Türkiye’de bu oran %10’dur. Türkiye su ürünleri ihracatının pazar olarak % 70’ini oluşturan AB ülkelerinin su ürünleri talebi ve Türkiye’nin AB’nin hijyen şartlarını yerine getirdiği göz önüne alındığında, kültür balıkçılığındaki büyüme gelecek yıllarda da devam edecektir. Türkiye’de kültür balıkçılığı faaliyetleri, kıyılarının morfolojik yapısı ve uygun iklim koşulları nedeniyle Ege kıyılarında özellikle Muğla kıyılarında yoğunlaşmıştır. Doğu Anadolu bölgesi ve Güneydoğu Anadolu bölgesi sahip oldukları zengin su potansiyeline rağmen kültür balıkçılığı üretiminde son sırada yer almaktadırlar. Doğu Anadolu bölgesinde düşük su sıcaklığı, Güneydoğu Anadolu bölgesinde ise, yüksek su sıcaklığı içsularda en fazla kültürü yapılan gökkuşağı alabalığı yetiştiriciliğini kısıtlamaktadır. Bu bölgelerde kültür balıkçılığının gelişmemesinin temel nedeni söz konusu bölgelerin iklim koşullarına uyum gösterecek, ekonomik öneme sahip balık türlerinin kısıtlı oluşudur. Bununla birlikte kaliteli ve ucuz yem sağlayacak yem fabrikalarının her iki bölgede de bulunmayışı, soğuk zincirin gelişmemiş olması, ulaşımda yaşanan sorunlar ve bölge insanlarının balığa ve bir zirai faaliyet olarak balıkçılığa yabancı olmaları, görece olarak Karadeniz bölgesi ve Ege bölgesi dışında, söz konusu bölg elerdeki ve diğer bölgelerindeki içsu kültür balıkçılığının gelişmesini engelleyen diğer önemli faktörlerdir. Güneydoğu Anadolu bölgesi ve Doğu Anadolu bölgesi, sahip oldukları zengin su potansiyeline rağmen kültür balıkçılığı faaliyetlerinin en az geliştiği bölgelerdir. Söz konusu bölgelerde kültür balıkçılığının gelişmesi için öncelikle bu 121 bölgelerin özellikle GAP’ın kültür balıkçılığı açısından değerlendirilmesi için bölge iklimine uyum gösterecek, ekonomik öneme sahip balık türleri araştırılmalıdır. Entansif kültür balıkçılığı faaliyetlerinin en önemli unsurları balık yemleri ve kültür balıkçılığı çiftliklerine yavru balık sağlayan kuluçkahanelerdir. İç bölgelerde kültür balıkçılığı çiftliklerine kaliteli ve ucuz yem sağlayan yem fabrikaları kurulmalı; ancak söz konusu yem fabrikalarında hamsi yerine alternatif hammaddeler üzerinde durulmalıdır. Kurulan yem fabrikaları yan bir sanayi faaliyeti olarak istihdama da katkıda bulunacaktır. Bununla birlikte söz konusu çiftliklerin yavru balık ihtiyaçlarını sağlayabilecekleri kuluçkahaneler, bu bölgelerde TKB bünyesinde kurulmalıdır. Kültür balıkçılığı, diğer zirai faaliyetlerden farklı olarak ayrı bir bilgi birikimi gerektirmektedir. Söz konu faaliyetin ülkemizde henüz yakın bir geçmişinin olması nedeniyle gerekli bilgi birikimi oluşmamıştır. TKB, kültür balıkçılığı çiftliği kuracak olan yatırımcıların ihtiyaçlarına cevap verebilmek ve söz konusu faaliyetin hem daha hızlı hem de planlı bir şekilde büyümesini sağlamak için uzman istihdamına daha fazla önem vermelidir. Türkiye’de kültür balıkçılığı faaliyetlerinde üretimi yapılan balıkların tamamına yakınını çipura, levrek ve gökkuşağı alabalığı oluşturmaktadır. Türkiye, Dünya su ürünleri ticaretinde en büyük paya sahip olan karidesin ve diğer ekonomik öneme sahip kabukluların kültür koşullarına alınmasıyla ilgili uygun iklim koşullarına sahip bir ülke konumundadır. Ancak bu türlerin üretimi son derece düşüktür. Söz konusu türlerin üretimiyle ilgili girişimlerde bulunulmalı, Türkiye su ürünlerinin yöneldiği pazarların ve ihracatı yapılan su ürünlerinin çeşitliliği artırılmalıdır
Gemi Makinaları İşletme Mühendisi
Birol Çetinkaya
Pruvanız neta, denizleriniz sakin, rüzgarınız kolayına olsun. Selametle…
KAYNAKÇA
⦁ Defries, Ruth S.-Malone, Thomas F.Global Change and our Common Future Pa per From a Form. National Academy Press. Washington D.C., ı 989. ·
⦁ Eugene, Bardach-Robert A.Kagen. Social Regulation: Strategies for Reform. Institute for Contemporary Studies. San Francisco-California,
⦁ Frisch, Monica. Directory for the Environment: Organizations, Campaigns and lnitiatives in the British lsles. Green Print,
⦁ Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı. Türkiye'de Çevre Politikaları.
⦁ Adams, W.M.Green. Development. Environment And Sustaınabılıty in the Third World. Routledge. London-Newyork, ı990.
⦁ Asimov, Isaac. Yeryüzü Ölüyor. Cogito, Sayı: 2 Yapı Kredi Yayınları, ı 994.
⦁ Başol, Koray. Doğal Kaynaklar Ekonomisi. İzmir, ı 994.
⦁ Firma Düzeyinde Çevre Yönetimi Sempozyumu. Ankara, 1997.
⦁ Hickey, Robert F.-Gretchen, Smith. Biotechnology in İndustrial Waste Treatmant and Bioremediation. Boca Raton CRC. ı 996
⦁ Atalay, İbrahim: Türkiye Coğrafyası, Ege Üniversitesi Basımevi, İzmir, 1994, s114
⦁ DTO: 2007 Deniz Sektörü Raporu, İstanbul 2008,s123
⦁ İzbırak, Reşat: Sular Coğrafyası, MEB Yayınları, İstanbul 1990.
⦁ TÜİK: Su Ürünleri İstatistikleri 2007, Ankara 2008.
⦁ Ankara Tarım İl müdürlüğü: (Çevrimiçi), http://www.ankaratarim.gov.tr/sayfagoster.asp?i
internet adresleri:
⦁ news:/ /alt. politics. greens
⦁ news:/ /alt. building. environment
news://aus.environment.conservation
⦁ http : /www.libweb. uoregon.edu/ goYdocs/ enviro .html
⦁ http://vvww.sedac.clesin.org/pidb
⦁ new s:/ /sc i .environment news:/
⦁ (⦁ www.imo.org)
⦁ http://www.turktarim.gov.tr/Haber
⦁ /sci. bio.ecology news:/
⦁ /talk.environment news:/
⦁ /uk.environment news:/
⦁ /alt. politics. Greens
⦁ ftp://ftp.fao.org/docrep/fao/012/i1013t/i1013t.pd f 12.05.2010

Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.